
GÜNÜMÜZDE BAŞÇELİŞKİ
04 Nisan 2016 20:42:04
Bilinen şeydir, ama tekrarda zarar yok, tam tersi
Bir ülkenin bağımsızlığının ve bütünlüğünün tehlikeye girdiği koşullarda, sadece yeni bir güçler mevzilenmesi ihtiyacı ortaya çıkmaz, buna koşut olarak siyasetin dili de değişir. Yeni durum, siyaset sözlüğünün kimi sözcük ve kavramlarını öne çıkarır, güncelleştirir
Ülke, özellikle açık işgal altındaysa ve buna koşut olarak bölünmesi sözkonusu ise, vatanın bağımsızlığı ve bütünlüğüne atıfta bulunan sözcük ve kavramlar güncel siyasetin dilinin başköşesine oturur
Bağımsızlık, vatan, vatanseverlik, vatanın bütünlüğü gibi
Milli sözcüğü yeni güçler mevzilenmesinin kilit sözcüğü olur.
Ortaçağ kalıntısı iç gericiliğin de buna koşut olarak güçlendiği ve ülke bütünlüğüne zarar vermeye başladığı koşullarda ise, milli/millilik vurgusuna demokrasi/demokratlık vurgusu da eklenir. Milli mücadele ile demokrasi mücadelesi iç-içe geçer
Bu genel mevzilenme, milli bağımsızlık ve ülkenin bütünlüğünden yana olanlar ile karşı olanlar şeklinde belirir.
Bu yaklaşım, bölünme tehlikesinin baş gösterdiği bizim gibi şeklen bağımsız ülkeler için de geçerlidir.
Tarih, milli mücadele sürecinin, kimi ülkelerde, milli marşların değişmesine kadar boyutlanabildiğini de bize öğretiyor.
Bu konudaki en çarpıcı örnek, 1940ların Sovyetler Birliğidir.
Sovyetlerin ikinci dünya savaşına kadar milli marşı, İkinci ve Üçüncü Enternasyonalin de marşı olan Enternasyonaldi. Enternasyonalin sözlerini, 1871 Paris Komünü sırasında, Parisli nakliye işçisi Eugene Pottier şiir biçiminde yazmış, şiiri, Lilleli bir sanayi işçisi olan Pierre Degeyter bestelemişti. Marş, kalkın, ey dünyanın lanetlenmişleri sözleriyle başlıyor, dün hiçtik, şimdi her şey olalım sözleriyle toplumcu bir temele oturuyordu.
Sovyet yönetimi, Alman işgalinin başladığı 1944 yılının 15 Martında milli marşı değiştirdi.O döneme ait siyasal metinlerde Stalin Marşı olarak da anılan marşın girişi şöyleydi: Büyük Rus ulusunun perçinlediği/Özgür cumhuriyetlerin parçalanmaz birliği/Yaşasın halkların iradesiyle kurulmuş olan/Yüce ve Güçlü Sovyetler Birliği
Aynı dönemde, 1917 devriminin baş sloganı olan Bütün ülkelerin işçileri birleşin sloganının yerini Alman işgalcilerine ölüm sloganı almıştı.Kentler, Rus tarihinin kahramanlarının poster ve sözleriyle donatılmıştı. Bunların içinde 12.yüzyılda yaşamış bir azizolan Aleksandır Nevskinin adı bile vardı.
o o o
Günümüz Türkiyesine geliyoruz
Görünen manzara şu:
Türkiye, yarı-feodal ilişkileri hala içinde barındıran, ABD ve AB emperyalizminin sultası altındaki şeklen bağımsız bir ülke. Dış ve iç gericilik, otuz küsür yıldır ülkeyi bölmek için uğraşıyor
Son on yıldır ülkenin bölünmesi tehlikesi giderek daha da arttı.
Bu tablo, öncelikle, vatanın bütünlüğünün korunması ve bağımsızlığı ile gerçek bir demokrasiye kavuşturulması görevini öne çıkarıyor.
Sadece solun sorunu değil bu, tüm milli-demokratik güçlerin de sorunu
İhtiyaç öylesine yakıcı hale geldi ki, örneğin sosyalist bir parti olan İşçi Partisi, adını Vatan Partisi olarak değiştirdi
Vatanın bütünlüğünü koruma görevi, eşitlikçi bir toplum kurma hedefini tali plana itiyor çünkü
Vizyon değil, ama öncelikli görev ve hedef değişmiş durumda
İPin daha kucaklayıcı bir isim alması yanlış değildi bence..
Ülkenin bütünlüğünü koruma görevi, siyasetin dilini de değiştirdi. Öne çıkan sözcükler, kavramlar, sloganlar giderek farklılaşıyor. Vatan/vatanseverlik, milli birlik, milli bütünlük vb. sözcük ve kavramlar gitgide öne çıkıyor.
Rüzgar o kadar güçlü ki, iktidardakiler bile ellerine bayrak almak, Türkiyenin bütünlüğünü yok etmek için Batı emperyalizmiyle el ele tutuşan PKKlılara, Fethullahçılara tavır koymak zorunda kaldılar. Bunun içe-dönük bir taktik-siyaset olduğu görüşleri yok değil.
Öyle de olsa, burada belirleyici olan yükselen vatanseverliktir. Bayrak prim yapmasaydı niye ellerine alsındı onu muhteremler?!....Bunu gözden kaçırmamak gerekiyor
Davutoğlunun İrana gitmesi ile ABDnin Suriyede özerk bir Kürt Devleti kurulmasına karşı olduklarını açıklaması, aynı bakış açısından, altı çizilmesi gereken güncel gelişmelerdir ayrıca
Şunu da eklememiz gerekiyor: Vatanın bütünlüğünü korumak ve iç gericiliği yenmek, tam bağımsız Türkiye idealinin de ilk adımıdır.
Milli hükümet ihtiyacı da buradan doğuyor işte.
İlk meclis ve hükümet 1920de Anadolu işgal altındayken kurulmamış mıydı
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








